|
187 kişi kendisini tutuyor, 75 arkadaşı var.
03.09.1987 doğumlu, 21 yaşında. şu an yaşadığı yer İstanbul. one way ticket to... olarak çalışıyor.
yaz yaz yaz...
|
|
|
kedi sevenler1963 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
sanat1663 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
taksim1328 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
nietzsche1285 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
kadıköy816 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
pink floyd662 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
Rock And Roll656 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
Quentin Tarantino579 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
70ler514 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
TattooPiercing510 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
şarap481 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
hippi412 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
back to the future231 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
avrupa sineması214 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
rock4050 üyesi var. üyelik serbest. |
we starve, look at one another short of breath,
walking proudly in our winter coats,
wearing smells from lab'ratories,
facing a dying nation of moving paper fantasy,
list'ning for the new told lies with supreme visions of lonely tunes.
somewhere, inside something, there is a rush of greatness.
who knows what stands in front of our lives;
i fashion my future on films in space.
silence tells me secretly everything, everything.
manchester england, england
manchester england, england
(eyes look your last)
across the atlantic sea
(arms, take your last embrace)
and i'm a genius, genius
(and lips, owe you the 'dors)
i believe in god
(of breath. seal with a righteous kiss)
and i believe that god believes in claude,
(seal with a righteous kiss)
that's me. that's me.
(the rest is silence)
that's me.
(the rest is silence)
that's me.
(the rest is silence)
we starve, look at one another short of breath,
walking proudly in our winter coats,
wearing smells from lab'ratories,
facing a dying nation of moving paper fantasy,
list'ning for the new told lies with supreme visions of lonely tunes.
singing our space songs on a spider web sitar,
"life is around you and in you."
answer for timothy leary, deary.
let the sun shine
let the sunshine in
the sun shine in
*Filmler, yapay olarak döllenmiş ölü fotograflar bütünüdür.
*Film seyircileri sessiz vampirlerdir.
*Film, bir çeşit sahte ölümsüzlük bahşeder.
*Robert Baker, Edinburgh’lu bir ressam, borçları yüzünden hapisteyken, hücresinin parmaklıkları arasından sızıp, okuduğu mektubun üzerine düşen ışığın etkisine vurulmuş ve bu izlenimden yola çıkarak ilk Panorama’yı; kentin içbükey şeffaf görüntüsünü icat etmiştir. Bu keşif, kısa bir süre sonra, kamerayı kaydırmak suretiyle daha öncekilere bir de hareket yanılsaması ekleyen Diorama tarafından alt edildi. Ayrıca sesler ve yeni ışık efektleri. Daguerre’in Londra Dioraması hâlâ Regents Park’ta durmakta. O zamanın gösterileri, lambalar ve gaz alevleriyle sağlanan yapay ışığa dayandığından ve çoğu zaman bu gösteriler yangın tehlikesiyle sona erdiğinden nadir bir kalıntıdır bu Diorama.
*Sinema iki ayrı koldan gelişti:Birincisi görsel. Phantasmagoria [duvara yansıtılıp, ani olarak büyültülüp küçültülen görüntüler] gibi, amacı tamamen taklit, duyusal bir dünya yaratmak. Diğeri ise röntgencilik. Tebaasını hem erotik hem de kurcalanmamış gerçek yaşam görüntüsü vaad eden ve renge, sese, ihtişama hiç gerek duymadan anahtar deliğini veya röntgencinin camını taklit eden.
*Sinema gerçek hısımlarını resim, edebiyat ya da tiyatroda değil popüler eğlencelerde –çizgi romanlarda, satrançta, Fransız ve Tarot destelerinde, dergi ve dövmelerde bulur.
*Sanatın, varolabilmek için seyirciye ihtiyacı olduğunu sanmak yanlıştır. Film gözler olmadan da oynar. Seyirci ise onsuz varolamaz. Film onun varlığını garantiler
*Film, ete batırılan bir iğnenin yabancı bir başkentte patlamalar yaratabileceği varlık zincirini aydınlatamadığı sürece bir hiçtir.
easy rider yaşlı orspuların kocası için kullandıkları br deyimdir. Pezevenk değil, ama şık gezen züppe anlamında. Çünkü rahat yolu seçmiştir. İşte Amerika'nın başına gelen de budur. Özgürlük bir orospu oldu, hepimiz de rahat yolu seçtik.
America was a bitch and we became easy riders...
james dean, james dean
i know just what you mean
james dean, you said it all so clean
and i know my life would look allright
if i could see it on the silver screen
you were the lowdown rebel if there ever was
even if you had no cause
james dean, you said it all so clean
and i know my life would look all right
if i could see it on the silver screen
we'll talk about a low-down bad refrigerator,
you were just too cool for school
sock hop, soda pop, basketball and auto shop,
the only thing that got you off was breakin' all the rules
james dean, james dean
so hungry and so lean
james dean, you said it all so clean
and i know my life would look all right
if i could see it on the silver screen
little james dean, up on the screen
wond'rin' who he might be
along came a spyder and picked up a rider
and took him down the road to eternity
james dean, james dean, you bought it sight unseen
you were too fast to live, too young to die, bye-bye
you were to fast to live, too young to die, bye-bye
bye-bye, bye-bye, bye-bye, bye, bye
dream as if you'll live forever. live as if you'll die today.
deniz gezmiş'in son mektubu;
merkez cezaevi 6.5.1972
baba,
mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış
bulunuyorum. ben ne kadar üzülmeyin dersem
yine de üzüleceğinizi biliyorum. fakat bu durumu metanetle
karşılamanı istiyorum. insanlar doğar, büyür,
yaşar, ölürler. önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı
süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. bu nedenle ben
erken gitmeyi normal karşılıyorum. ve kaldı ki benden
evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında
tereddüt etmemişlerdir. benim de tereddüte düşmeyeceğimden
şüphen olmasın. oğlun ölüm karşısında aciz ve
çaresiz kalmış değildir. o bu yola bilerek girdi ve sonunun
da bu olduğunu biliyordu. seninle düşüncelerimiz
ayrı, ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. sadece
senin değil, türkiye'de yaşayan kürt ve türk halklarının da
anlayacağına inanıyorum. cenazem için avukatlarıma
gerekli talimatı verdim. ayrıca savcıya da
bildireceğim. ankara'da 1969'da ölen arkadaşım taylan
özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. onun için
cenazemi istanbul'a götürmeye kalkma. annemi teselli
etmek sana düşüyor. kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum.
kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı
olmasını istiyorum. bilimle uğraşsın ve unutmasın
ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.
son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı
belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi
devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.
oğlun deniz gezmiş...
PİRAYE
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
_Nâzım Hikmet_